radyasyonu emen bitkiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
radyasyonu emen bitkiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Haziran 2015 Pazartesi

RADYASYONUN ZARARLARINI HAFİFLETEN BİTKİLER VAR MI?

                                                         
Radyasyon aslında güneş ışınlarından ya da bazı doğa olayları vasıtasıyla günlük hayatımızda maruz kaldığımız normal bir olay.
 Doğal olarak maruz kaldığımız bu miktarın yılda 1-3 mGy (miliGray) civarında olduğu tahmin ediliyor. Ancak 20. yüzyıldan itibaren gelişen teknolojiler sonucu insanlar günlük yaşamlarında normal sınırların ötesinde radyasyon etkisi ile karşı karşıya kalabiliyor.
 Bu konuda insanların şahit olduğu şüphesiz en kötü deneyim, II. Dünya Savaşı sırasında ardı ardına Hiroşima ve Nagasaki’ye atılan atom bombaları  olmuştur.  Atom bombası ile maruz kalınan kişi başına radyasyon miktarının 100 mGy ve üzeri olduğu bildiriliyor. Ancak bombanın öldürücü etkisinden kurtulan ve nispeten düşük miktarda (5-99 mGy) radyasyon etkisine maruz kalan kişilerde kanser gelişimi oranında gözlenen korkunç artış insanların hafızalarında kötü bir anı olarak yer alıyor. 
                                                             
Daha sonra yaşanılan Çernobil ve son olarak Japonya’da Fukushima Nükleer Santrali facialarını endişe ile izledik. Fukushima reaktörüne 20 kilometre uzaklıktaki köyde toprakta ölçülen radyasyon miktarı 2-20 mGy, denizde ise 210-4500 mGY olarak ölçülmüş.
Bu şekilde doğal olaylar, savaş ya da nükleer kazalar sonucu ya da mesleği gereği (nükleer tıp çalışanı, diş hekimi vd.) zorunlu bir şekilde radyasyona maruz kalınabiliyor. Ancak bir de sağlığımız için maruz kaldığımız radyasyon var. 
Mesela, tek bir diş röntgeni çekilmesi için 0,005 mGy gibi çok ufak miktarda x-ışını alınırken, bilgisayarlı aksiyal tomografi (CAT) taraması ile karın bölgesinin incelenmesi sırasında 10 mGy veya mamografi sırasında yaklaşık 3 mGY gibi bir radyasyona maruz kalınabiliyor. Tabi bir de kanser radyoterapisi sırasında alınan radyasyonun etkileri var.
                                                        
NANE VE MELİSA İLE ÖNLEM
İyonize radyasyonun, bazıları vücutta birikerek, birçok olumsuz etkiye yol açabilmektedir. Özellikle kanser riskinde artış en önemlisi. Hatta yol açtığı kalıtımsal değişiklikler, yangı cevabında artış gibi değişiklikler etkinin nesiller boyunca sürmesine neden olabilmektedir. Ayrıca radyoaktif olarak etkilenmiş hücrenin diğer vücut kısımlarına taşınması ile gittiği kısımlardaki dokularda meydana getirdiği hasarlar da önemli bir sorun olarak gösterilmektedir.
Radyasyonun zararlı etkilerini hafifletebilecek bitkiler var mı? Bu konuda en dikkat çeken bitki nane. Deney hayvanı ve insanlar üzerinde yapılan çalışmalar sonucu çeşitli nane tiplerinin iyonize radyasyonun yaptığı hasarı hafifletebileceği (radyo protektif), redoks ve yangıyı düzenleyerek hücre DNA’sında radyasyonun yol açtığı hasarları onarabileceği ileri sürülmektedir. Tarla nanesi (Mentha arvensis) özütünün (kloroform ile) deney hayvanlarına vetilmesi ile çok yüksek miktarda iyonize gama ışınlarının etkisinden koruyabildiği, tıbbi nanenin (Mentha piperita) ise sulu özütü ve nane yağının ivegen radyasyon belirtileri; kemik iliği depresyonu, mide-bağırsak epitelinde yaptığı etkileri ve buna bağlı ölümleri önleyebildiği gözlenmiştir. Nane çayının ayrıca deney hayvanlarında radyonun etkisine bağlı olarak azalan sperm oluşumunu onardığı bildirilmektedir. 
                                                             
Yine redoks düzenleyici etkisi ile ön plana çıkan ve hoş aroma kokusu ile yatıştırıcı özelliğinde yararlandığımız melisa (oğulotu) bitkisinin radyasyon hasarları üzerinde etkili olabileceği bildirilmektedir. Yapılan bir açık klinik çalışmada radyoloji kliniği çalışanlarına 30 gün süresince günde iki defa melisa çayı (bir büyük bardak içinde 1,5 gram bitki) uygulanmış. Süre sonunda gönüllü klinik çalışanlarının kan örneklerinde DNA hasarının göstergesi olan aşırı oksidatif stres seviyelerinde belirgin bir azalma gözlenmiş. Dolayısıyla son derece güvenilir ve hoş lezzete sahip melisa çayının uzun süreli olarak kullanılması radyasyona bağlı risklerin azaltılması bakımından önerilebilir.  
Sonuç olarak günlük olağan yaşantımız sırasında isteyerek (güneşlenmek), bilerek (tomografi, röntgen vd.) ya da istemeden (çevresel etkenler) veya mesleğimiz  gereği (hekim, mühendis, teknisyen, vd.) radyasyon etkisine maruz kalabiliyoruz. Normal sınırlar içerisinde kadığında bir sorun yok, ama! Bu nedenle, sıklıkla nane ve melisa çayını tüketmekte yarar var. Ancak burada bir uyarı yapmakta yarar var. Baharatçılarda melisa çayı olarak çoğunlukla daha ucuz olduğu için “yalancı melisa” yani Aloysia triphylla bitkisinin satıldığını görüyorum. Bu bitkinin melisa (oğulotu) bitkisi ile hiçbir ilişkisi yok. Dolayısıyla etki de beklememek gerekir.

30 Mayıs 2015 Cumartesi

Radyasyon ve Kaktüs Gerçeği!

Japonya'daki büyük felaketten sonra adı sıklıkla duyulan kaktüs bitkisinin radyasyonu emdiği söylentisi aldı başını gidiyor. Ama işin aslı gerçekten öyle mi?


Çok kısa bir zaman önce dünyanın en gelişmiş ülkelerinden birisi olan Japonya'da meydana gelen felaketler, insanların dikkatini bir kez daha radyasyon sorununa çekti. Özellikle deprem sonrası Fukuşima-Daiçi nükleer santralindeki reaktörlerde oluşan patlamalar gerek bölge halkını gerekse tüm dünyayı etkisi altına almaya devam ediyor.


Uzmanlar radyasyondan korunma yöntemleri üzerinde çalışmalarını sürdürürken bir bitkinin adını duymayan kalmamıştır. 'Kaktüs' dediğimiz ve vahşi batı filmlerinde çok gördüğümüz, özellikle son zamanlarda satışlarında patlama olan aslında çoğumuzun da sevmediği fakat bir o kadar da faydalı olan dikenli bitki. Canlı su deposu olarak da bilinen bu tasarruf uzmanları çok zor koşullarda bile hayatta kalmayı başarabiliyor. Ayrıca Opuntia olarak bilinen türü besin kaynağı olarak, Peyotl olarak bilinen türü de ilaç olarak yıllardır kullanılıyor.
 
Birkaç sene geriye doğru gidersek 2009 yılında bir lise öğrencisinin TUBİTAK'a sunduğu araştırmasına rastlarız. Lise öğrencisi bu projesinde radyasyonun etkilerini azaltabilmek içinkaktüs bitkisini çeşitli elektronik cihazların bulunduğu bir ortamda bir ay bekleterek Alfa-Beta adı verilen cihaz yardımıyla bitkinin radyasyonu ne oranda absorbe ettiğini araştırdı. Konuyla ilgili açıklama yapan genç araştırmacı 'İlk olarak kaktüs adı verilen bitkiyi etüv adı verilen fırınlarda 105 derecede kuruttum. Ardından kaktüs bitkilerinin küllerini alfa-beta cihazlarının detektörlerine koydum. 600 dakika içinde kaktüslerin radyasyon oranını ölçtüm. Bu uygulamayı hem radyasyona maruz kalan kaktüslerde hem de maruz kalmayankaktüsler üzerinde denedim. Sonuç olarak Alfa-Beta cihazından yayılan ışınların kaktüsbitkileri tarafından absorbe edildiği sonucuna ulaştım. Zaman içinde bu tür araştırmaların desteklenerek farklı özellikler için kullanılabileceğini, radyasyonun tamamen zararsız hale getirilebileceğini düşünüyorum' şeklinde açıklamalarda bulunmuştu.


 Son gelişmelerden sonra tüm gözler yetkili bilimsel ve araştırma birimlerine çevrildi. Ama işin gerçeği bu konuda yapılmış bir araştırma henüz mevcut değil. Türkiye'deki akademik kuruluşlarda görev yapan radyoloji uzmanları elektronik cihazların yanına konulan bitkilerin radyasyonu absorbe etmesi ile ilgili bilimsel bir bilgiye sahip olmadıklarını, bu konuyla ilgili araştırma yapmanın da kendi görev alanlarına girmediğini söyledi.
 
TÜBİTAK Bilim ve Teknik Dergisi'nde, ''Atomları iyonlaştıracak kadar yüksek enerjiye sahip olmayan radyasyon, hedef malzeme üzerinde bir miktar ısı artışına yol açar ve bilindiği kadarıyla, canlı organizmalar üzerinde olumsuz bir etkiye sahip değildir'' şeklinde konu hakkında bilgilendirme yaptı.
Selçuk Üniversitesi Radyasyon Onkolojisi Bölüm Başkanı Doç. Dr. Mine Genç, vatandaşların kesin olmayan bilgilerle, sözde radyasyonu emdiği için kaktüs satın almasının şaşırtıcı olduğunu, bu konuyla ilgili özel bir araştırma yapmadıklarını, kaktüsün radyasyonuemmesiyle ilgili bugüne kadar bir bilgiyle karşılaşmadıklarını ve görevlerinin de radyasyonunolumsuz etkilerini araştırmak değil, radyasyonu kullanarak hastaları tedavi etmek olduğunu belirtti.




Türkiye Atom Enerjisi Kurumu da konuyla ilgili olarak resmi internet sitelerinde Radyasyon Güvenliği Tüzüğü nedeniyle iyonlaştırıcı olmayan radyasyon kaynaklarının görev yetkileri dahilinde olmadığını belirtti. İşin gerçeği bilimsel kurumlarca yapılmış bir araştırma veya çalışma henüz mevcut değil ya da hala çalışmalar sürüyor. Ancak radyasyonu engellediği söylenti de olsa kaktüsün satışlarında bir artış olduğu gerçeği değişmiyor.